9 Mayıs 2011 Pazartesi

TÜRKİYEDE KULLANILAN ENERJİ KAYNAKLARI

HİDROELEKTRİK ENERJİ
Enerji amacı dahil su kaynaklarının geliştirilmesi ve kullanımı olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifade ile Suyun potansiyel enerjisinin kinetik enerjiye dönüştürülmesi ile sağlanan bir enerjidir. Ülkemizdeki mevcut yağış miktarları ve akarsularımızın durumu göz önüne alındığında bu enerji kaynağından güvenilir olarak tam kapasite ile yararlanma oranımız ancak % 65 olabilecektir.(Kaynak :1998 - TUBİTAK-TTGV)
Ülkemizin akarsularında 1997 yılı verilerine göre


Bürüt Potansiyel : 430 Milyar KWh
Teknik Potansiyel : 215 Milyar KWh
Teknik-Ekonomik Potansiyel : 124.5 Milyar KWh

AVANTAJLAR

***Kirlilik Yaratmaz.
***Pik Enerji ihtiyacında çok hızlı devreye girer.
***Acil Durumlarda hızla devreden çıkarılabilir.
***Doğal kaynaklar kullanılır dışa bağımlı değildir.
***Yapılan yatırım sadece enerji için değil sulama-taşkın amaçlı kullanılabilmektedir.

DEZAVANTAJLAR

***Yatırım Maliyetleri fazladır.
***Toplam İnşaat süresi uzundur.
***Yağışlara bağlı olumsuz etkilenmesi söz konusudur.
JEOTERMAL ENERJİ


Yer kabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş olan ısının oluşturduğu ve sıcaklıkları atmosferik sıcaklığın üzerinde olan sıcak su, buhar ve gazlar olarak tanımlanır.

Ülkemiz jeotermal kaynak bakımından dünyada yedinci sırada yer almaktadır. Yüzey sıcaklığı 40 derecenin üzerinde olan 140 civarında kaynak mevcuttur. Bu kaynakların 136 tanesi merkezi ısıtma ,sera ve konut ısıtılmasına ve endüstriyel kullanıma uygun iken sadece 4 tanesinden teknik ve ekonomik açıdan elektrik enerjisinin elde edilebilmesinin mümkün olduğu belirlenmiştir. Tüm kaynaklarımızın değerlendirilmesinin petrol eşdeğerinin 9 milyar dolar/yıl olduğu (Kaynak :1998 -TUBİTAK-TTGV) hesaplanmıştır.

AVANTAJLAR

***Çevre dostudur. Suyun ısıtılması ve buharlaştırılması için fosil enerjiye ihtiyaç duymaz.
***Doğal kaynaklar kullanılır, dışa bağımlı değildir.

DEZAVANTAJLAR

***Yapılarında bulunan hidrojen sülfür ve karbondioksit gibi gazların açığa çıkması nedeniyle re enjeksiyon gereklidir.
GÜNEŞ ENERJİSİ


Güneşten gelen ve dünya atmosferi dışında şiddeti sabit ve 1370 W/m2 olan ve yer yüzeyinde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişen yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Isıtmadan soğutmaya ve elektrik üretiminde kontrollü olarak kullanılabilmektedir. Ülkemizin yıllık güneşlenme süresi ortalama olarak 2640 saattir. Maksimum güneşlenme 362 saat ile temmuz ayında, minimum güneşlenme süresi ise aralık 98 saat ile ayında görülmüştür.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi 3016 saat

Akdeniz Bölgesi 2923 saat

Ege Bölgesi 2726 saat

İç Anadolu Bölgesi 2712 saat

Doğu Anadolu Bölgesi 2693 saat

Marmara Bölgesi 2528 saat

Karadeniz Bölgesi 1966 saat

Güneşlenme süresi yönünden en zengin bölge Güneydoğu Anadolu bölgesi olup bunu sırası ile Akdeniz, Ege , İç Anadolu, Doğu Anadolu, Marmara ve Karadeniz bölgesi izlemektedir.

Güneş enerjisi günümüzde: konutlarda ve iş yerlerinde,tarımsal teknolojide, sanayide,ulaşım araçlarında,iletişim araçlarında,sinyalizasyon ve otomasyonda, elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır.

AVANTAJLAR

***Doğrudan güneş enerjisini kullanır.
***Doğal ısıtma ve soğutma sistemleri kullanarak binaların gereksiz ve aşırı ticari enerji tüketimlerini önler.
***Çevre değerlerini korur, Çevreye verilen zararları en aza indirir.
***Doğal ve sağlığa zararsız malzemeler kullanır.
***Ekonomiktir.
***
Dışa bağımlı değildir.

RÜZGAR ENERJİSİ


İndirekt yani çevrime uğramış bir güneş enerjisi olarak tanımlanabilir ( TUBİTAK-TTGV,1998 ) Rüzgardan elde edilecek enerji tamamen rüzgarın hızına ve esme süresine bağlıdır.



Ülkemizin geneli olmasa da rüzgar enerjisi yönünden zengin sayılan yerleri mevcuttur. Dünyada ise 1990 yılında kurulu rüzgar santralları gücü 2160 MW iken bu rakam 1994 de 3738 MW, 1995 de 4843 MW, 1996 yılında ise 6097 MW ( 1997, Wind Power Raporu) olmuştur. Burada dikkat edilirse özellikle son yıllarda rüzgar enerji santrallarında gözle görülür bir artış trendi olmasıdır.

Rüzgar enerjisi her ne kadar kaynağı doğa olsa bile bedava bir enerji değildir. Bu enerjinin temel hammaddesi olan rüzgar her ne kadar parayla alınmasa bile rüzgarın taşıdığı enerjinin tutularak enerjiye dönüştürülmesi için bir maliyet gerekir. ABD ‘de 750 Dolar/kW olan maliyet Avrupa'da 1400 Dolar /kW olabilmektedir. Ekonomik olması için 1000 Dolar/ kW olması gerekmektedir. Denizlere kurulan rüzgar türbünleri ise karadakilere oranla iki kat pahalıya mal olmaktadır. Gelişen teknoloji ile bu rakamların yakın bir gelecekte çok daha aşağılara çekilmesi beklenmektedir.

AVANTAJLAR

***
Kararlı, güvenilir, sürekli bir kaynaktır.
***Dışa bağımlı değildir.
***Gelişen teknoloji ile birlikte enerji birim maliyetleri düşmektedir.

DEZAVANTAJLAR

***Türbin için Geniş alanlar isteyebilirler Tek bir türbin için 700-1000 m2/MW. Rüzgar tarlalarının birim güç başına toplam gereksinimi ise 150-200 katı kadardır. Türbinlerin kapladığı alan bunun %1-1.2 kadar olduğundan bu alanlar yinede tarım amaçlı kullanılabilir.
***Görsel ve estetik olarak olumsuzdur. Gürültülüdürler ve kuş ölümlerine neden olur,radyo ve TV alıcılarında parazitlenme yaparlar Bu nedenle İngiltere başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde büyük rüzgar türbinlerinin yarattığı çevre sorunları nedeniyle milli park alanlarının sınırları içine ve çok yakınlarına kurulması yasaklanmıştır.
BİYOKÜTLE ENERJİSİ


Klasik ve modern anlamda olmak üzere iki grupta ele almak mümkündür. Birincisi; konvansiyonel ormanlardan elde edilen yakacak odun ve yine yakacak olarak kullanılan bitki ve hayvan atıkları(tezek gibi) oluşur.

İkincisi yani modern biyokütle enerjisi ise; enerji ormancılığı ve orman-ağaç endüstrisi atıkları, tarım kesimindeki bitkisel atıklar, kentsel atıklar, tarıma dayalı endüstri atıkları olarak sıralanır.

Günümüzde enerji tarımı adını verdiğimiz bir tarım türü oluşmuştur. Bu tarım türünde C4 adı verilen bitkiler ( seker kamışı, mısır, tatlı darı,…..vb.) yetiştirilmektedir. Bu bitkiler suyu ve karbondioksiti verimli kullanan, kuraklığa dayalı verimi yüksek bitkilerdir.

Dünya genelinde biyokütle enerji teknolojileri son derece hızlı gelişmektedir. Ülkemizde ise 1996 yılı verilerine göre 5512 BTEP odun , 1533 BTEP bitki ve hayvan atıkları olmak üzere toplam 7045 BTEP enerji elde edilmiştir ve bu rakam yıllık enerji tüketimimizin yaklaşık olarak % 10 ‘una tekabül etmektedir.

( BTEP: Bin Ton Eşdeğer Petrol, MTEP: Milyon Ton Eşdeğer Petrol, GTEP: Milyar Ton Eşdeğer Petrol )
DENİZ KÖKENLİ YENİLENEBİLİR ENERJİ


Deniz dalga enerjisi, deniz sıcaklık gradyent enerjisi, deniz akıntıları enerjisi( boğazlarda) ve med-cezir enerjisi olarak tanımlanabilmektedir. Ülkemiz için üzerinde durulabilecek enerji grubu ise özellikle deniz dalga enerjisidir.

Deniz dalga enerjisinin temelinde yine rüzgar enerjisi yatmaktadır. Ülkemizin Marmara hariç olmak üzere açık deniz kıyı uzunluğu 8210 km civarındadır. Bunun turizm , balıkçılık kıyı tesisleri gibi nedenle en fazla beşte birlik kısmı kullanılabilir ver bu yıllık olarak 18.5 TWh/yıl düzeyinde bir enerji elde edilebilir.
HİDROJEN ENERJİSİ


Doğada bileşikler halinde bol miktarda bulunan hidrojen serbest olarak bulunmadığından doğal bir enerji kaynağı değildir. Bununla birlikte hidrojen birincil enerji kaynakları ile değişik hammaddelerden üretilebilmekte ve üretiminde dönüştürme işlemleri kullanılmaktadır. Bu nedenle elektrikten neredeyse bir asır sonra teknolojinin geliştirdiği ve geleceğin alternatif kaynağı olarak yorumlanan bir enerji taşıyıcısıdır.

Hidrojen karbon içermediği için fosil yakıtların neden olduğu çevresel sorunlar yaratmaz. Isınmadan elektrik üretimine kadar çeşitli alanların ihtiyacına cevap verebilecektir. Gaz ve sıvı halde olacağı için uzun mesafelere taşınabilecek ve iletimde kayıplar olmayacaktır.

2010 yılından itibaren hidrojenin ticari amaçlar için kullanılması düşünülmektedir. Her türlü maliyet göz önüne alındıktan sonra ilk yıllarda benzinden 1.5 –5.5 arası daha pahalı olması beklenmektedir. Fakat gelecek yıllarla birlikte çevresel katkıları da göz önüne alındığı zaman bu maliyetin çok daha aşağılara çekilmesi hesaplanmaktadır.,



Yukarıda kısaca açıklanmaya çalışılan bilgiler ışığında şunu söylemek mümkündür: Yenilenebilir enerji kaynakları da dahil olmak üzere hemen hemen tüm enerji kaynaklarında teknolojik olarak gelişmeler mevcuttur. Enerji bu güne kadar olduğu gibi gelecekte de insanlık için temel bir sorun olma özelliğini sürdürecektir. Bununla birlikte ; Gelecek yıllarda bugün olduğundan daha fazla enerji sağlayan yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olunması da insanlık için uzak bir ihtimal değildir.

Bununla birlikte 2020 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji tüketimine getireceği katkılar ne yazıkki insanlığın ihtiyacı olan enerji rakamlarını karşılamaktan uzak görünmektedir. İnsanoğlunun bugün sahip olduğu teknik seviyeler 2020 yılında toplam enerji ihtiyacımızın maksimum % 12 sinin alternatif enerji kaynaklarından karşılanabileceğini göstermektedir.

TÜRKİYENİN JEOTERMAL HARİTASI

TÜRKİYEDEKİ JEOTERMAL ENERJİNİN KULLANIM ALANLARI


Jeotermal Enerjiden ağırlıklı olarak ısıtmacılıkta (Konut, sera, termal tesis ısıtması), elektrik üretimi endüstriyel uygulamalar, termal turizm ve balneolojik uygulamalarda yararlanılmaktadır. Türkiye’nin jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi 1229 MWt’a ulaşmış olup Dünyada ilk 5 sırada yer almaktadır.

Konut Isıtması ve Termal Tesis Isıtması

Jeotermal enerji ile Gönen(Balıkesir), Simav(Kütahya), Kızılcahamam(Ankara),
Narlıdere+Balçova(İzmir), Sandıklı(Afyon), Kırşehir, Afyon, Kozaklı(Nevşehir),
Sarayköy(Denizli), Salihli(Manisa), Edremit(Balıkesir), Bigadiç(Balıkesir) ve Diyadin(Ağrı) de konut ısıtılması yapılmaktadır. Bunun yanında Balçova (İzmir) termal tesisleri ile tedavi merkezi ve Üniversite kampüsü, Simav- Eynal’da kaplıca tesisleri, Kızılcahamam’da Kaplıca tesis ve otelleri, Afyon-Ömer’de kaplıca tesisleri, otel ve moteller, Oruçoğlu ve Hayat turist tesisleri, Gediz’de kaplıca tesisleri, Havza’da
kaplıca tesisleri ve otelleri, Salihli Kaplıca motelleri, Ayder’de kaplıca tesisleri jeotermal enerji ile ısıtılmaktadır. Salihli, Çeşme, Dikili ve Sındırgı'da ise yine merkezi sistem ısıtma için inşaatlar devam etmektedir. Bu sistemlerin dışında ülkemizin birçok yöresinde küçük çaplı bina ve sera ısıtmaları da yapılmaktadır. Güncel uygulamalarda jeotermal kaynakların ısıtmada kullanımı 103.000 konut eşdeğerine ulaşmıştır.

Sera Isıtması

Balçova, Seferihisar, Afyon-Ömer, Sivas-Sıcakçermik, Edremit-Havran, Sandıklı-Hüdai, Urfa- Karaali, İzmir-Dikili ve Sındırgı-Hisaralan’da uygulanmaktadır.

Endüstriyel Uygulamalar

Kızıldere’de jeotermal akışkandan 120.000 ton/yıl karbondioksit üretimi yapılmakta, Gönen’de deri tabaklama, Kızıldere-Sarayköy’de yün ağartmada yararlanılmaktadır.

Termal Turizm Ve Balneolojik Uygulamalar

Balçova, Yalova, Afyon-Ömer-Sandıklı, Gönen, Haymana, Havza ve Bolu’da yapılmış modern tesislerde jeotermal kaynaktan yararlanılarak söz konusu hizmetler verilmektedir. Enerji tüketimi gelişmişliğin ölçütlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Gelişmişlik sınırında yer alan Ülkemizdeki yaşam biçimi her geçen gün artan enerji tüketimi yönünde gelişme göstermektedir. Ancak çok çeşitli enerji kaynağına sahip olmakla birlikte mevcut enerji kaynakları tüketimi karşılayamamakta, Türkiye ürettiğinin fazlasını tüketmektedir. Üretim/tüketim dengesizliği enerji ihtiyacının karşılanmasında dışa bağımlılık oranını %65 gibi ciddi bir orana ulaştırmıştır. Eğer yerli enerji kaynaklarında kullanım çeşitlendirilmez ve enerji tüketimindeki artış bu hızla devam ederse ihtiyacın karşılanmasında dışa bağımlılık oranı giderek artacaktır. Bu bağlamda
Türkiye, enerji kaynaklarını en ekonomik ve maksimum yararlanmayı sağlayacak biçimde değerlendirmek ve tükenebilen enerji kaynakları ile yarışacak düzeyde potansiyele sahip olmamakla birlikte yenilenebilir, kirletici etkisi olmayan, çevre dostu, yerli, sürdürülebilen özellikleri ile öne çıkan jeotermal enerji kaynaklarını kullanmak zorundadır. Geniş bir yelpazede kullanım olanağı sunan ve Ülkemizde önemli bir potansiyel oluşturan jeotermal enerji kaynağının fosil enerji kaynaklarının yarattığı olumsuz çevresel etkilerini azaltması yanında ucuz, sürdürülebilir, döviz tasarrufundan dolayı ekonomik kazanımlar gibi nedenlerle var olan enerji kaynakları ile beraber daha fazla kullanılmasını gerektirmektedir. Türkiye ‘de 30 o C üzerinde sıcaklığa sahip 173 adet jeotermal alan bulunmaktadır. Bu alanların tahmin edilen toplam potansiyeli 31.500 MWt’dir. Mevcut jeotermal üretim kuyularından üretilebilecek ve ısıtmaya baz oluşturacak kullanılır kapasite (ispatlanmış, görünür) 2005 sonu itibariyle 2924,71 MWt’dir. Buna 600 MWt dolayında bir değere sahip olan doğal kaynakların kapasiteleri
(ispatlanmış, görünür) de ilave edildiğinde 3524,71 MWt değerine ulaşılmaktadır.
Halen, Türkiye’de jeotermal ısıtma kapasitesi olan 827 MWt’in 635 MWt’lik kısmı şehir- konut, bina ısıtması ve termal tesis ısıtması, 192 MWt’lik bölümünü sera ısıtması oluşturmaktadır. Ayrıca, 402 MWt kapasitede termal turizm (kaplıca) amaçlı kullanım vardır. Dolayısıyla toplam doğrudan kullanım 1229 MWt’dir. Türkiye'de halen işletilmekte olan jeotermal ısıtma sistemlerinde toplam 103.000 konut eşdeğeri jeotermal ısıtma yapılmaktadır. Jeotermal işletmeciliğin sorunları (kabuklaşma, korozyon) tamamen çözümlenmiştir. Elektrik üretimine yönelik 20 MWe’lik Denizli-Kızıldere sahası dışında Aydın-Germencik’te 25 MWe kapasiteli jeotermal elektrik üretim santrali BOT yatırımının çalışmaları devam etmektedir. Aydın-Salavatlı’da 7.951 MWe Binary Cycle jeotermal elektrik üretim santrali kurulmaktadır. Kızıldere Jeotermal Santralinin atığı olan 140 °C ‘lik jeotermal sudan 6.85 MWe kapasiteli, Çanakkale- Tuzla jeotermal alanında 7.5 MWe kapasiteli bir jeotermal elektrik santrali kurulması için üretim lisansı alınmıştır. 10 MWe kapasiteli Simav Jeotermal Elektrik Üretim Santrali proje aşamasındadır. Türkiye’de şu anda elektrik üretimi, jeotermal merkezi ısıtma, karbondioksit üretimi, termal turizm
ve diğerleri ile Türk Milli Ekonomisine jeotermalin katkısı yaklaşık 1.400.000.000 ABD $ olarak hesap edilmiştir. Ayrıca sektörde yapılan toplam istihdam ise 40.000 kişi civarındadır. Ayrıca, mevcut toplam jeotermal elektrik dışı değerlendirmenin kalorifer yakıtı eşdeğeri 2005 itibari ile yılda 870 Milyon YTL/yıl’dır.Türkiye’de hedeflenen 1 Milyon konutun jeotermal ile ısıtılmasında, 8000 MWt kurulu güç olarak karşılaştırıldığında, 1400 MWe’lık bir Nükleer Santralin beş (5) katı, yıllık ısı enerjisi ikamesi olarak karşılaştırıldığında üç (3) katı olmaktadır. Bir başka yaklaşımla, 2 tane Mavi Akım Projesine eşdeğer enerjidir. Mavi akımda 16 Milyar m3/yıl doğalgaz teminine karşın jeotermal ısı potansiyelimiz 30 Milyar m3/yıl doğalgaz eşdeğeridir. Özellikle saklı maliyeti yüksek olan konvansiyonel enerji türleri ile karşılaştırıldığında en düşük maliyet seçeneğini sunar. Jeotermal potansiyelin büyüklüğü, başarılı örnek uygulamaların varlığı, yerli, yenilenebilir, çevre ile uyumlu, sera gazı üretmeyen ve ucuz enerji oluşunun avantajları, sektörü ülke içi ve dışında temsil edebilecek çok sayıda kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütlerinin oluşu, aynı akışkanın eşzamanlı olarak çok amaçlı (entegre) kullanım özelliği ve uygulama kolaylığı, güvenli kullanım, yerel ve bölgesel bazda yoğun olarak tüm yıl boyunca istihdam yaratması, kaynağın mevsimlere göre artan/azalan talep alanına göre kullanılabilir olması, termal turizm maksatlı kullanım ile insan sağlığına, sera ısıtması ile hormonsuz, topraksız organik ürünler üretilebilmesine imkan sağlaması,
merkezi konut ısıtması ile yaşam standardının yükseltilmesi ve konforu sağlaması, yerli kaynak olması sebebiyle kullanımının ülke idaresinin kontrolünde olması gibi güçlü yönleri yanında enerji ihtiyacının karşılanmasında kaynak çeşitliliğinin artırılması bakımından zaman geçirilmeden ülke ekonomisine kazandırılması gerekmektedir. Özellikle düşük sıcaklıklı jeotermal kaynaklar, tarihin eski dönemlerinden beri kaplıca olarak kullanılmakta, bunun dışında bir ticari uygulaması bulunmamaktaydı. Halbuki artık Dünyada jeotermal kaynaklar yeni uygulama alanları ile insanlığın hizmetine sunulmuş ve bu konuda büyük yatırımlar yapılmıştır. Özellikle çevre kirliliği yaratmayacak enerji kaynaklarına yönelim, bu kaynağın önemini daha da arttırmıştır. Ancak Ülkemizde jeotermal enerji ile ilgili arama-araştırma, geliştirme ve kullanım haklarını düzenleyen, günün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yasanın bulunmayışı çeşitli sorunlar yaratmaktadır. jeotermal enerjinin aranmasında, uygulanmasında ortaya çıkan sorunların önlenebilmesi ve ekonomik olarak kullanılabilmesi için bilimsel ve teknik esaslar çerçevesinde inceleme ve etüt yaparak; kaynak varlığının tam olarak ortaya çıkarılması, kaynaktan daha fazla yararlanılması, kaynak israfının ve çevre kirliliğinin önlenmesi, temiz ve sağlık amaçlı bir entegre kullanımın yaygınlaştırılması uygulamasına en sağlıklı şekilde ve süratle geçilebilmesi için yasal bir düzenlemenin acilen yapılması gerekmektedir. Yasal boşluk özellikle, 1926 yılında çıkarılan, 927 sayılı “Soğuk ve Madensuları ile Kaplıcaları” düzenleyen yasayla doldurulmaya çalışılmıştır. Yine bu yasa gereği uygulamalar İl Özel İdareler yetkisinde yürütülmüştür. Hem yasanın yetersizliği, hem de İl Özel İdarelerinin teknik yetersizliği uygulamada bir çok olumsuzluklara neden olmuştur. Örneğin Bursa Emniyet Müdürlüğü konunun uzmanı olmayan bir şirkete sondaj yaptırarak, kuyunun kontrolsüz akışına neden olmuş, böylelikle çevredeki tarihi kaplıcaların kaynağı kuruduğu gibi, sıcak ve basınçlı su çevreye yayılarak tehlike yaratmıştır. Gönen’de ise, kapasite fazlası bilinçsizce açılan kuyular, rezervuar dengesinin bozulmasına ve kaynağın kurumasına sebep olarak
şehir ısıtma sistemi çalışmaz duruma gelmiştir. Böylelikle yapılan yatırım atıl hale getirildiği gibi halktan toplanan paralar karşılığında hizmetin verilmemesinden dolayı halk mağdur edilmiştir. Verilebilecek daha bir çok olumsuz örnek, jeotermal enerjinin bugünkü teknoloji ile aranıp bulunmaması ve kullanılmamasından yaşanmış, ayrıca hepsi de Valiliklerin izin ve kontrolleri altında gelişmiştir. Bu yapı altında İl Özel idarelerin kontrol ve denetiminde uygulanacak jeotermal yasası benzeri sorunların yaşanmasına, kaynağın iyi değerlendirilmemesine ve hatta jeotermal sahalardaki rezervuar dengelerinin bozulmasına dolayısıyla bu kaynağın yenilenebilir ve sürdürülebilir özelliklerinin ortadan kalkmasına neden olacaktır. Yasal boşluğun yarattığı sakıncalar, uygulamalarda ortaya çıkan sorunlar, yasa hazırlıklarına ilişkin gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, amaçlanan, hedeflenen, izlenmesi ve yapılması gereken
ilkeler ile tüm faaliyet aşamalarının kontrol ve değerlendirmelerin, belli bir birikimi gerektirdiği, uygulama, pratik, yorum, bilim-teknik ve teknoloji, uzman disiplin ve kurumun devrede olmasının, “olmazsa olmaz” şart olduğu, dolayısıyla bu kaynaklara bağlı yürütülecek tüm faaliyetlerin ehil ellerde olmak zorunda olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

1970 li yıllarda ortaya çıkan enerji sorununun dünya ölçeğindeki darboğazını
düşündüğümüzde, mevcut yerli enerji hammadde kaynaklarımızdan en ekonomik ve verimli şekilde faydalanmamız kaçınılmaz görünmektedir. Bu kaynaklarımızdan ülkemizdeki mevcut konutların %10 nu yani yaklaşık 1milyon konutu ısıtacak potansiyelimiz olduğunu, diğer enerji kaynaklarına göre daha ucuz ve çevre dostu temiz bir enerji olduğunu, entegre olarak kullanılabileceğini ve en önemlisi de yerli ve yenilenebilir bir kaynak olduğunu bilmek, ve bu verili durum üzerinden politikalarımızı oluşturmak zorundayız. Bu politikaları oluşturmanın birinci adımını ise yasal düzenlemeler oluşturmaktadır. Çünkü kanunlar uygulanacak politikalarının yolunu ve yöntemlerini betimleyen yazılı metinlerdir. Ancak ne yazık ki geçtiğimiz hafta TBMM Enerji sanayi maden ve teknoloji komisyonunda karara bağlanarak genel kurula inmesi beklenen tasarı ülkenin önemli bir doğal kaynağı olan jeotermal olanaklarımızın talan edilmeden, verimli, etkin ve kamu yararı doğrultusunda değerlendirilmesine önemli katkılar sunmaktan oldukça uzaktır. Bu konuda odamızn da katıldığı komisyonlarda önemli bir meslek alanımız olan jeotermal kaynaklarımıza yönelik olarak ihtisas odası olan odamızın görüşleri dikkate alınmamıştır.

TÜRKİYEDEKİ JEOTERMAL ENERJİ

Jeotermal sistemlerin geliştiği ülkeler, bilinen bazı tektonik ve/veya aktif volkanik kuşaklar üzerinde bulunmaktadır. Ülkemizde de genç tektonizma ve volkanizma yaygın olarak gelişmiştir. Aktif faylarla sınırlı grabenler ve yaygın genç volkanizmaya bağlı olarak gelişen doğal buharların, hidrotermal alterasyonların ve sıcaklığı 25-103 oC arasında değişen 600 ün üzerindeki sıcak su kaynağının varlığı, ülkemizin önemli bir jeotermal enerji potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Türkiye jeotermal kaynak haritasına bakıldığında tüm kaynakların, ülkemizde özellikle 1999 marmara depremlerinden sonra toplumun gündemine giren “deprem üreten fay”hatlarında olduğu gözlenir. Jeotermal kaynaklar özellikle bu diri faylar nedeniyle yeryüzüne ulaşırlar. Yani faylar deprem ürettiği gibi bizlere böyle doğal zenginliklerin oluşmasında önemli rol
oynuyorlar. Anadoluda kullanılan “Her külfetin bir nimeti vardır” deyimi bu olayı ne de güzel betimliyor…

Türkiye jeotermal potansiyeli bakımından, Avrupa’da ilk, Dünya’da ise yedinci ülke
konumundadır. Sadece kaynakların doğal boşalımlarına göre potansiyel 600 MWt civarındadır. Açılan kuyularla kullanılabilir potansiyel 3524 MWt‘a ulaşmıştır.
Jeolojik konumu nedeniyle ülkemiz jeotermal sistemler açısından önemsenir bir potansiyele sahiptir. Ancak bu önemli yeraltı kaynağımızdan yeterince yararlandığımızı söyleyemiyoruz. MTA Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalar sonucu hazırlanan envantere göre 1000 dolayında jeotermal akışkan ve mineralli su kaynağının varlığı bilinmektedir. Bu varlığın sürdürülmekte olan jeolojik çalışmalarla artacağı da tahmin edilmektedir.

Türkiye’ De Elektrik Üretimine Uygun Sahalar

Ülke genelinde yaygın olan bu enerji kaynağına yönelik günümüze kadar yapılan çalışmalar sonucunda Dünya standartlarına uygun olarak düşük(20-70oC), orta(70-150oC) ve yüksek(> 150oC) sıcaklıklı olmak üzere 173 adet jeotermal saha keşfedilmiştir. Bu sahalardan Denizli- Kızıldere Sahası (242 °C), Aydın - Germencik -Ömerbeyli Sahası (232 ° C), Manisa-Alaşehir- Kurudere Sahası(184 o C), Manisa-Salihli-Göbekli Sahası(182 o C), Çanakkale- Tuzla Sahası ( 174 ° C), Aydın-Salavatlı Sahası (171 °C), Kütahya-Simav Sahası (162 °C), İzmir- Seferihisar Sahası (153 °C), Manisa- Salihli-Caferbey Sahası (150 °C), Aydın-Yılmazköy Sahası (142 °C), Aydın Sultanhisar(145 °C), İzmir-Balçova(136 °C) ve İzmir-Dikili Sahası (130 °C) içerdiği akışkan sıcaklığına göre elektrik üretimine uygundur.
Konut Isıtmacılığına Uygun Sahalar
Türkiye’deki jeotermal sahaların % 55’i gibi önemli bir bölümü konut ısıtmacılığına uygun
sıcaklıkta jeotermal akışkan içermektedir. 50 oC alt sınırına göre konut ısıtmacılığına uygun 92 adet saha bulunmaktadır.

TÜRKİYENİN JEOLOJİK YAPISI VE JEOMORFOLOJİK ÖZELLİKLERİ

Türkiye genel olarak yer şekilleri ve
jeolojik bakımdan çeşitlilik gösteren bir ülke olması yanında ortalama yükseltisi (1131 m.) fazla olan bir ülkedir. Yerküre üzerinde Türkiye'nin bulunduğu alan bütün jeolojik devirler içinde en hareketli olan sahadır.

(birinci zaman) kadar geçen süre içinde Anadolu yarımadası çok farklı oluşumlara sahne olmuştur.
Türkiye'de bugün görülen reliyef şekilleri dördüncü zamanda

oluşmuştur. Bu dönemde dikkati çeken sonucu Anadolu bloku bütünü ile yükselmiş kıvrımlar yanında yer yer kırılmalar, çanaklaşmalar ve volkanizma olayları neticesinde lav

hareketler
platoları,

volkan konileri meydana gelmiştir. Bu bakımdan ülkemizdeki temel yer şekillerini (
Dağlar,
, ovalar) olmak üzere üç grupta toplayabiliriz.

1-Dağlar

Genel olarak iç kuvvetlerin eseri olan dağlar ülkemizin farklıbölgelerinde farklıbiçimlerde karşımıza çıkarlar. Bu bakımdan bazıbölgelerimizde yan basınçlar neticeinde Alp sistemine bağlısıradağlar oluşurken, kimi yerde de sert kütlelerin kıvrıla-mayıp eprojenik hareketlerle yükselmesi neticesinde ortaya çıkan yüksek kütleler dağlarımeydana getirmiştir. Bazıbölgelerimizde ise kırıklar boyunca yüzeye çıkanlavların birikmesi ile dağlar ortaya çıkmıştır. Buna göre ülkemizde farklıbölgelerde farklı biçimde görülen dağlar sıradağlar, tekdağlar, kütlesel dağlar olmak üzere üçgrupta incelenebilir

1.1. Sıradağlar

Genel olarak Alpin hareketler neticesinde meydana gelen bu dağlar ülkemizde en genişalanıkaplarlar. Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerinde Kuzey Anadolu (Karadeniz dağları); ve Toroslar adıaltında dizi teşkil edecek şekilde uzanan bu dağlar kıyıdan itibaren birden yükselirler. Kuzey Anadolu "Karadeniz Sıradağları" dağları kıyıya paralel birkaç sıra halinde uzanır. Kıyı dağları ve iç sıralar şeklinde uzanan bu sıralar birbirinden oluk şekilli vadiler ile ayrılmıştır. Batı ve Doğu Bölümde yüksek olan dağlar orta bölümde (
Yeşilırmak-

Kızılırmak) arasında alçalırlar. Batı Karadeniz Bölgesinde kıyıdan içeriye doğru Küre "İsfendiyar" dağları, Bolu-Ilgaz dağları, Köroğlu dağları ve Sündikenler olmak üzere üç dağlık alan dikkati çeker. Bunlar içinde 2550 m.'yi bulan yükseltisi ile
Ilgaz dağları en yüksek kesimi oluşturur. Orta

bölümde kıyıkesimde yer alan dağlar, Ordu ile Kızılırmağın aşağıkeseminde
Canik dağları olarak adlanır. Bunların yükseltisi yer yer 1000-1500 m.'ler arasında değişir.

İç kesimde ise Deveci ve Çamlıbel dağları daha küçük diziler halinde görülürler.Doğu bölümünde görülen dağlar yüksek ve sarp oluşlarıile dikkat çekerler. Kıyıkesimde Giresun dağları ve doğu Karadeniz dağları olarak anılan dizinin gerisinde "Güneyinde" Gümüşhane, Rize, Yalnızçam kütleleri yükselirken bunların güneyinde Otlukbeli, Mescit, Kargıpazarı,

dağları uzanır. Derin vadi olukları ile birbirinden ayrılan bu diziler üzerlerinde çok az yerde geçitlere rastlanır. Bunların içinde en önemlileri Rize-Of arasıkıyışeridini Erzurum'a bağlayan Dağbaşıbeli, Sürmene'yi Bayburt'a bağlayan dağgeçidi, Trabzon, Erzurum transit yolu üzerinde Zigana geçididir.

Güneyde Akdeniz Bölgesinde dikkati çeken sıradağlar Toros Dağları olarak bilinir. Toroslar Kuzey Anadolu sıradağları gibi kıyıya tam olarak paralel uzanış göstermezler. Batı Toroslar, Orta Toroslar, Güneydoğu Toroslar-Amanus Dağları olmak üzere üç kısımda ele alınmaları doğru olur. Batı Toroslar Antalya körfezinin kıyıları boyunca yay biçiminde uzanırlar. Kuzeyde Göller Yöresinde ise bu yaylar birbirlerine yaklaşırlar. Batı Toroslar Batıda Teke ve Menteşe Yöresinin Güneyine kadar Beydağları, Elmalı Dağları, Katrancık ve Boncuk Dağları dizisi halinde devam ederken Doğuda ise Akçalı, Geyik, Dedegöl,Kuyucak, Erenler sırası yer alır. Antalya körfezinin iki kıyısında uzanan bu dağlar tamamen kalker kayaçlardan meydana geldiklerinden çok sayıda karstik şekil (Dolin, polye, uvala, düden, mağara, yer altı deresi vb.) içerirler. Bu dağlar içinde Beydağlar'daki Akdağ zirvesi 3086 m. ile en yüksek noktadır.


Orta Toroslar ise Güneybatıda



Taşeli platosu ile Kuzeydoğuda uzun yayla arasında uzanırlar. 3000 m.'yi geçen yükseltilere sahip olan bu dizi içinde Bolkar, Aladağ kütleleri ile Binboğa dağlarıdikkat çeker. Burada 3734 m.'yi bulan yükseltisi ile Aladağ

en yüksek nokta olur. Bu dizinin Güneydoğusunda

İskenderun körfezinin doğusunda Güneybatı Kuzeydoğu doğrultusunda uzanan sıra Amanuslar'dır. Torosların dışyayınıteşkil eden bu sıra Kahramanmaraşyakınlarında Doğuya doğru bükülür ve Ahır, Engizek,

Malatya, Gördük, Maden,

Akdağ,

Muş, Aydınlı ve

Bitlis Dağlarından oluşan Güneydoğu Toroslar dizinin doğu ucunu oluşturan Hakkari Dağlarında son bulur. Bu uzun dışyay üzerinde özellikle doğu uçta

Hakkari kesiminde yer alan Cilo Dağı 4168 m. bulan yükseltisi en yüksek noktayı oluşturur. Burada
Şemdinli,

Şırnak arasında ve

Hakkari kuzeyinde dik, eğimli keskin sırtlı birbirine

paralel sıralar oluşturan küçük diziler içinde

Karadağ, Sat, Sümbül, Samur, Altın, Tantanin gibi dağlar dikkati çeker.

1.2. Tek Dağlar

Bu tipe giren dağlar genelde ülkemizin iç bölgelerinde dikkati çekerler. Bu dağların teşekküllerinde volkanizma olayları kadar epirojenik hareketler sonucunda kütlesel yükselmeler ile ortaya çıkanlar yanında ayrıca aşınmaya direnç gösteren eski temele ait kayaçların yükseltilerini korumaları neticesinde görülen kütleleri de sayabiliriz. Bunlar içinde çatlaklar boyunca mağmanın yüzeye çıkmasıneticesinde ortaya çıkan volkaniklere örnek olarak

İç Anadolu'nun Güneybatısındaki Erciyes, Melendiz, Hasandağı ile Doğu Anadolu Bölgemizde dikkati çeken Tendürek, Süphan, Büyük ve Küçük Ağrıile Nemrut Dağlarısayılabilir. Ülkemizde volkanik yapıda olmayan başlıca tekdağlar ise İç Anadolu'da Kuzey kesimde Elmadağ, İdris Dağı, İç-batıAnadolu eşiği üzerindeki Türkmen dağı, Akdağ, Simav Dağıile

Uludağ, Şapha-ne, Murat, Honaz Dağları ve

Marmara Bölgesinin Güneybatı kesimindeki Kazdağı olarak belirlenir.

1.3. Kütlesel Dağlar

Bu dağlar Doğu Anadolu Bölgemizde çoğunluktadır. Teşekküllerinde hareketlerinin rolü büyüktür. Bunlar yan basınçlar kıvrılma ve kırılmalar ile şekillenmiş kütlelerdir. Şerafettin Dağları, Şakşak Dağları, Karasu-Aras Dağları bu tipe örnek olarak gösterilebilir. Bu dağlara ayrıca Ege Bölgesinde dikkati çeken Madra, Kozak

kütleleri ile Aydın Dağları, Bozdağlar ve Manisa Dağı kütleleri ilave edilebilir. Bu kütleler bölgenin yapı hatlarına uygunluk gösterip yükselmiş blokları horstları oluştururlar. Ayrıca İçbatı Anadolu eşiği üzerinde Güney kesimde görülen Sultan
Dağları da kütlesel dağlara örnek olarak gösterilebilir.

2. Platolar

Ülkemizin Kuzey ve Güneyinde yer alan dağların ortasında kalan kesimi genelde ortalama yükseltisi 1000 m.'yi bulan plato görünümündedir. Plato alanlarıülkemiz de geniş sahalar kaplar, hemen her coğrafi bölgemizde farklı şekillerde teşekkül etmiş platolar ile karşılaşılır. III. zaman yerkürenin pek çok yerinde ülkemizde de olduğu gibi bir sükun devresidir. Bu dönemde dışfaktörlerin etkisiyle reliyef aşınarak büyük ölçüde düzleşmişve alçalmıştır. Neojen sonundan itibaren IV. zamanda başlayan iç kuvvetlerin hareketleri ile ise bu defa Anadolu bloğunda yükselme başla-

mıştır. İşte bu dönemde ortaya çıkan düzlük alanlar genelde ülkemizdeki plato sahalarını oluşturmuştur.
Ülkemizde platolarıgenel olarak dört tip halinde ele alabiliriz. Bunlar peneplen platoları, Karstik platolar, Lav platoları, Hafif yarılmış aşınım platolarıdır.

2.1. Peneplen Platoları
2.2. Karstik Platolar
2.3. Lav Platoları
2.4. Hafif Yarılmış Aşınım Platoları

3. Ovalar

Türkiye'de ovalar diğer bir deyişle düzlük alanlar yüzölçümümüz içinde son dere-

ce az yer kaplar. Ülkemizin ancak %8'i düzlük alandır. Ülkemizde teşekkül biçimlerine göre çok çeşitli ova tipiyle karşılaşılır. Bunlarışöyle sıralayabiliriz: Delta ovaları, Kıyı ovaları, Tektonik Çöküntü ovaları, Hafif yarılmış birikim ovaları, Dağ eteği ovaları, Eski Göl tabanıovaları, Karstik ovalar, Lav ve tüflerden meydana gelen ovalar. Birbirinden farklıbiçimlerde teşekkül etmişbulunan bu ovalar genelde kıyıbölgelerimizde alçak düzlüklerden oluşurken, iç bölgelerimizde yüksek düzlükler şeklindedir. Kıyı bölgelerimizdeki ovalar genelde deniz seviyesinden başlamak üzere 200-300 m. yükseltiye çıkarlarken, yer yer 15-25 km, genişlik gösterip uzandıkları gibi iç kısımlara doğru 120-150 km. kadar girdikleri de olur.

3.1. Delta Ovaları
3.2. Kıyı Ovaları
3.3. Vadi Boyu Ovaları
3.4. Tektonik Çöküntü Ovaları
3.5. Eski Göl Tabanı Ovaları
3.6. Karstik Ovalar
3.7. Lavların Meydana Getirdiği Ovalar

Kısacası;
Türkiye kuzey yarım küresinde ortalama bir mevkide eski dünya karalarının birbirlerine en çok yaklaştıklarıkesimde Asyanın batısında yer alan Anadolu yarımadasıüzerinde izdüşüm olarak 779452 gerçek alan olarak ise 814578 km saha kaplayan bir Ortadoğu ülkesidir. 36-42 kuzey enlemleri ile 26-45 doğu boylamlarıarasında kalan ülkemiz üç taraftan denizlerle çevrilidir. Alpin kuşak içinde yer alan ülke ortalama yükseltisinin (1131) fazla olması yanında oldukça arızalı bir reliyefe sahiptir.

Türkiye yer şekilleri bakımından çeşitlilik "dağ, plato, ova" gösteren bir ülkedir. Birbirindenfarklı şekillerin meydana gelmesinde başrolü Pleistosendeki hareketler oynamıştır. Bu dönemde Anadolu Yarımadası bütünü ile yükselmiş kenar kesimlerinde ise kırıklar meydana gelmiştir, daha sonra ise iç bölgelerdeki blokların oynamalarısonucu volkanizma olaylarıbaş göstermiş genç volkan konileri meydana gelmiştir.

Ülkemizde yer şekillerinin başlıcasıolan dağlar çok genişbir alan kaplar. Önemli olanlarıise "Kuzey Anadolu" Karadeniz dağları, Istrancalar, Güneyde batı, orta, doğu ve güneydoğu olmak üzere Toros dağları, Marmara bölgesinde Samanlı Dağları, Uludağ, Ganos dağları, Kazdağı, Ege bölgesinde Murat dağı, Honaz dağı, Samsun dağı, Manisa dağı, Bozdağlar ve Aydın dağları ile Beşparmak dağları, İç ve Doğu Anadoluda ise sönmüş volkan konileri Melendiz, Erciyes, , , Nemrut, Tendürek, Büyük ve Küçük Ağrıdağları olarak sayılabilir.

MADENLERİN KULLANIM ALANI

A. Demir
Yerkabuğunda en çok bulunan metaldir. Tüm metaller içerisinde en çok kullanılandır ve tüm dünyada üretilen metallerin %95�ini oluşturur.
Ülkemiz bu maden bakımından oldukça zengindir. Düşük fiyata ve yüksek dayanıklılık özelliklerine sahip olduğundan birçok alanda bu madenden faydalanılır.
Demir volkanik faaliyetlerin sık olduğu arazilerde oluşan madenlerden biridir.
Kullanıldığı alanlar
Otomotiv,
Gemi gövdesi yapımı,
Binaların yapısal bileşeni,
Dayanıklı ev eşyaları yapımında kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Karabük,
Divriği (Sivas),
Simav(Kütahya),
Hekimhan(Malatya),
Eymir(Balıkesir).
B. Bakır
Altına benzemesiyle bakır, bugünde önemini yitirmemiştir.
Kırmızımsı bir metal olan bakır, doğal ortamda, kayalarda, toprakta, suda ve havada bulunur. Bilinen tüm canlılar için olmazsa olmaz bir elementtir. Kolay işlenebilmesi ve renginin Demirden sonra ülkemizdeki en önemli madendir. Bakır volkanik faaliyetlerin fazla olduğu arazilerde yaygın olan madenlerimizdendir.
Kullanıldığı alanlar:
Elektrik, elektronik sanayisinin ham maddesi,
Elektrik ve telefon tellerinde,
Süs ve mutfak eşyalarının yapımında kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Murgul(Artvin)
Küre(Kastamonu)
Maden(Elazığ)
C. Bor
Bor madeni ilk bakışta beyaz bir kayayı andırıyor. Çok sert ve ısıya dayanıklı olan bu maden, doğada tuz şeklinde bulunmaktadır. Roket yakıtından diş macunu yapımına kadar her alanda kullanılan bir madendir. Dünya bor rezerv dağılımına bakıldığına ülkemiz %72�lik payla Dünya�da ilk sırada yer alır.
Kullanıldığı alanlar:
Metallurji sanayinde (Ergimeyi hızlandırıcı ve Çeliğin sertleştirilmesi),
Nükleer uygulamalarda,
Organik kimya sanayinde,
Cam, seramik, deterjan vb. sanayilerde,
Yanmayı önleyici maddelerde,
Dericilik, fotoğrafçılık ve ilaç yapımında kullanılır.
Çıkarıldığı yerler;
Bigadiç, Sındırgı, Susurluk (Balıkesir),
M. Kemalpaşa(Bursa),
Seyitgazi(Eskişehir),
Emet(Kütahya).
D. Krom
Çelik grisi renginde, parlak, çok sert, iyi cilalanabilen ve paslanmayan metalik bir elementtir.
Ülkemiz, krom madeni bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Ülkemizin dışarıya en çok sattığı madendir. Ayrıca krom çıkarma bakımından da ülkeler arasında başta gelenlerdendir.
Kullanıldığı alanlar:
Madeni eşya kaplamacılığında
Çelik yapımında kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Guleman(Elazığ),
Fethiye, Köyceğiz, Milas (Muğla),
Orhaneli(Bursa),
Acıpayam(Denizli)
E. Boksit
İnce taneler ve katı killer halinde görülür. Alüminyumun ham maddesidir Ülkemizin en zengin rezerve sahip olduğu madenlerden biridir.
Kullanıldığı alanlar:
Uçak yapımında,
Otomobil yapımında,
Elektrik malzemesi yapımında,
Ev eşyası yapımında kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Seydişehir(Konya),
Akseki(Antalya),
Milas(Muğla),
Saimbeyli(Adana)
F. Cıva
Doğada sıvı halde bulunan tek madendir. Tıpta, eczacılıkta, termometrelerde ve fotoğrafçılıkta kullanılır.
Kullanıldığı alanlar:
Tıpta,
Eczacılıkta,
Termometrelerde,
Fotoğrafçılıkta kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Ödemiş(İzmir),
Sarayönü(Konya),
Banaz(Uşak),
Gönen(Balıkesir)
G. Kükürt
Limon sarısında, katı bir cisimdir. Doğada yaygın olarak bulunan bir elementtir. Eski volkanların yakınında doğal halde bulunur.
Bağcılıkta önemli yeri vardır. Asmaların ve sebzelerin yapraklarında üreyen bakteriler kükürtlü bileşiklerle yok edilir.
Kullanıldığı alanlar:
Yapay gübre,
Oto lastiği,
Kâğıt,
Patlayıcı madde yapımında,
Kimya ve boya sanayinde kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Keçiborlu(Isparta),
Sarayköy(Denizli),
Simav(Kütahya)
Diyadin(Ağrı)
H. Fosfat
Kullanıldığı alanlar:
Suni gübre,
Çimento,
Cam ve kimya sanayisinde kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Mazıdağı(Mardin),
Kilis
I. Zımpara Taşı
Çeşitli kesici, törpüleyici ve silici aletlerin yapımında kullanılan zımpara taşı yönünden ülkemiz çok zengindir.
Kullanıldığı alanlar:
Kesici,
Törpüleyici,
Silici aletlerin yapımında kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Tire(İzmir),
Manisa
Söke(Aydın),
Milas(Muğla),
Tavas(Denizli).
J. Manganez
Kullanıldığı alanlar:
Çeliğe sertlik kazandırmak ve direncini artırmak için kullanır.
Çıkarıldığı yerler:
Uşak,
Afyon,
Muğla,
Adana,
Erzincan,
Artvin,
Trabzon.
K. Mermer
Ülkemiz mermer bakımından zengindir.
Kullanıldığı alanlar:
Mezar taşları yapımında,
Merdivenlerde
Mutfak tezgâhlarında
Çıkarıldığı yerler:
Afyon,
Kütahya,
Marmara Adası,
Kırşehir,
Tokat,
İzmir,
L.Volfram(Tungsten)
Çok sert olması nedeniyle özel sanayi çeliği olarak kullanılır.
Kullanıldığı alanlar:
Demiryolu yapımında,
İş makineleri yapımında,
Uçak ve gemi yapımında,
Ampullerde enerjiyi ışığa çevirmede kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Uludağ(Bursa)
M. Asbest
Diğer bir adı Amyant olan bu maden 14 bin °C sıcaklığa dayanıklıdır.
Kullanıldığı alanlar:
Isıya dayanıklı araç ve gereçlerin yapımında kullanılır.
Çıkarıldığı yerler:
Eskişehir
Bursa
Erzincan
Hatay

TÜRKİYEDE MADEN YATAKLARI HARİTASI

ÜLKEMİZDEKİ BAŞLICA MADENLER

1.DEMİR:
Modern sanayinin ana metali demirdir. Kullanım alanı oldukça geniştir.

Çıkarıldığı yerler: Divriği –Gürün (Sivas), Hekimhan-Hasan çelebi (Malatya), Çam dağı (Sakarya) , Edremit-Havran-Eymir-Ayvalık-Ayazmant (Balıkesir), Torbalı(İzmir), Simav- (Kütahya), Kırıkhan-Payas(Hatay), Bingöl, Kahramanmaraş, Düzce, Kayseri. Doğu Anadolu Bölgesi demir madeni bakımından Türkiye’de ilk sıra gelmektedir.

İşlendiği yer : Karabük, Ereğli, İskenderun demir çelik fabrikaları.

2. KROM:
Çok sert , çok iyi cilalanabilen ve paslanmayan bir maden olduğu için , madeni eşya yapımında büyük önem taşır. Dışarıya en çok satılan madendir. Kaplamacılıkta ve çelik yapımında kullanılır.

Çıkarıldığı yerler: Guleman(Elazığ) , Fethiye – Milas – Marmaris – Dalaman Köyceğiz(Muğla) , Acıpayam (Denizli) , Orhaneli (Bursa) , Kayseri , Eskişehir Kütahya , Kahramanmaraş , Aladağ(Adana)

İşlendiği yerler :Antalya ve Elazığ’daki ferrokrom tesisleri

3.BAKIR:
Bakır madeni yatakları genellikle çinko ve kurşun yataklarıyla birlikte bulunur. Elektrik ve elektronik sanayisinde kullanılır. Bakır mutfak eşya yapımına kullanılır.

Çıkarıldığı yerler: Murgul(Artvin), Küre(Kastamonu), Ergani –Maden (Elazığ), Çayeli (Rize),

İşlendiği yerler: Maden Ergani bakır işletmeleri, Murgul bakır işletmeleri, Samsun Karadeniz bakır işletmeleri.

4. BORMİNERALLERİ
Sanayide sayısız denilebilecek kadar çok çeşitli işlerde kullanılmaktadır. Bor minerallerinden elde edilen boraks ve asit borik özellikle nükleer alanda jet ve roket yakıtı , sabun deterjan lehim, fotoğrafçılık tekstil boyaları , cam, elyaf ve kağıt sanayiinde kullanılmaktadır. Dünya rezervinin %80’ni Türkiye’dedir . Üretim bakımından dünyada üçüncü, rezerv bakımından birinci sıradadır Bor minerallerinin üretimi dış isteğe bağlıdır.

Çıkarıldığı yerler: Bigadiç-Susurluk-Sultançayırı (Balıkesir) , Mustafakemalpaşa (Bursa) Emet( Kütahya), Seyitgazi (Eskişehir).

5.BOKSİT:
Alüminyumun hammaddesidir.Çok hafif olduğu için uçak , otomobil ve ev eşyası yapımında kullanılır.

Çıkarıldığı yerler: Seydişehir ( Konya), Akseki (Antalya), Saimbeyli (Adana), Milas(Muğla

6.MANGENEZ:
Demirin içindeki kükürdün giderilmesi ve demirin çeliğe dönüştürülmesinde kullanılmaktadır.

Çıkarıldığı yerler: Ereğli(Zonguldak), Borçka (Artvin), Tavas (Denizli).

7.VOLFRAM :
Kaliteli çelik ve yüksek ısıya dayanıklı boya yapımında , elektrik ve elektronik sanayilerinde kullanılan çok değerli bir madendir. uzay ve savaş endüstrisinde kullanılır.

Çıkarıldığı yerler:Uludağ (Bursa), Malatya, Elazığ

8.KÜKÜRT:
Yapay gübre, tarım ilacı, oto lastiği, kağıt ve patlayıcı madde yapımında kullanılır.Kükürdün bağcılıkta önemli bir yeri vardır. Asmaların ve sebzelerin yapraklarında üreyen bakteriler kükürtlü bileşiklerle yok edilir.

Çıkarıldığı yerler:Keçiborlu (Isparta), Sarayköy (Denizli), Simav (Kütahya).

İşlendiği yerler: Keçiborlu kükürt işlemeleri.

9.CİVA:

Doğada sıvı halde bulunan tek madendir. Tıpta, termometre, fotoğrafçılıkta ve metalürji endüstrisinde kullanılır.

Çıkarıldığı yerler: Ödemiş-Karaburun (İzmir), Sarayönü(Konya), Niğde, Banaz (Uşak), Gönen (Balıkesir).

10. FOSFAT:
Yapay gübre yapımında kullanılır.

Çıkarıldığı yerler:Mazıdağı (Mardin), Kilis.

İşlendiği yerler:Mazıdağı fosfat işletmeleri

11.ZIMPARA TAŞI :
Hassas optik araçların merceklerinin parlatılmasında, zımpara kağıdı ve özel çimento yapımında kullanılmaktadır.taşları ve madenleri cilalamak için de toz halindeki zımpara taşından yararlanılır.

Çıkarıldığı yerler:İzmir , Muğla, Aydın, Denizli, Manisa, Antalya:

12.KURŞUN VE ÇİNKO:
Yatakları genellikle bir arada bulunmaktadır.

Çıkarıldığı yerler:Çayeli (Rize), Tirebolu (Artvin), Balıkesir, İzmir, Emet (Kütahya), Kayseri, Keban (Elazığ).

13.ANTİMON:
Kurşunla karıştırılarak cephane ve batarya yapımında kullanılır.

Çıkarıldığı yerler:Gediz –Simav (Kütahya), Balıkesir, Ankara, Bilecik, Tokat, İzmir, Niğde .

14.URANYUM:
Çıkarıldığı yerler:Aydın, Şebinkarahisar (Giresun).

15.MERMER:
Çoğunlukla yapı malzemesi olarak kullanılmaktadır.

Çıkarıldığı yerler:Afyon, Marmara adası , Bilecik, Bursa, Gemlik, Bandırma , Elazığ .

DEPREMLERİN OLUŞUMU VE TÜRLERİ

DEPREMLERİN OLUŞUMU VİDEO

TÜRKİYEDE YAŞANAN BÜYÜK DEPREMLER


  • 28 Nisan 1903 Malazgirt: Sismik aletlerle ölçülen ilk depremlerden biri olan bu depremde 2626 kişi yaşamını yitirdi. Depremin büyüklüğü 6,7 olarak belirlendi.

  • 9 Ağustos 1912 - Mürefte: Büyüklüğü 7,3 olan bu depremde 216 kişi yaşamını yitirdi, 466 kişi de yaralandı.

  • 6 Mayıs 1930 Hakkâri: Hakkâri'nin sınır bölgesinde gerçekleşen bu depremde 2514 kişi öldü. Depremin büyüklüyüyse 7,2'ydi

  • 26 Aralık 1939 Erzincan: Türkiye'nin bu yüzyılda yaşadığı en şiddetli deprem olan Erzincan depremi hâlâ hafızalarda. Kışın en şiddetli günlerinde Erzincan halkını vuran bu felakette açıklanan ölü sayısı 32 962. 7,9 büyüklüğündeki bu depremin ardından yurt çapında yas ilan edilmişti. Yardım konvoyları, soğukla da mücadele eden depremzedelere ancak iki gün sonra ulaşabildi. İlk kez depreme karşı önlemler tartışıldı; gazetelerde depremle nasıl yaşanması gerektiği yazıldı.

  • 20 Aralık 1942 Niksar/Erbaa: Büyüklüğü 7,0 olan bu depremde 3000'e yakın insan ölmüş, yaklaşık 6300 kişi de yaralanmıştı.

  • 26 Aralık 1943 Tosya/Ladik: 2824 kişinin yaşamına mal olan bu depremin büyüklüğü 7,2 olarak ölçülmüştü.

  • 1 Şubat 1944 Bolu/Gerede: 7,2 büyüklüğündeki depremde 3959 kişi öldü, çok sayıda insan evsiz kaldı.

  • 31 Mayıs 1946 Varto/Hınıs: Yazın başlangıcında yaşanan bu depremde 839 kişi yaşamını yitirdi, 349 kişi yaralandı.

  • 19 Ağustos 1966 Varto: Varto'nun karşılaştığı bu en şiddetli depremde 2394 kişi öldü 1489 kişi yaralandı. Derinliği 26 km olan bu depremim büyüklüğü Richter ölçeğine göre 6,9'du. Varto'da bir önceki yıl yaşanan ve 4,0 büyüklüğünde olduğu hesaplanan bu depremde de 12 kişi yaşamını yitirmişti.

  • 28 Mart 1970 Gediz: Gediz'de meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki depremin ortaya koyduğu felaket tablosu: 1086 ölü, 1260 yaralı.

  • 6 Eylül 1975 Lice: 2385 kişinin öldüğü 3339 kişinin yaralandığı depremin büyüklüğü Richter ölçeğine göre 6,9.

  • 24 Aralık 1976 Çaldıran/Muradiye: Yaşanan en büyük depremlerden biri olan bu depremin büyüklüğü 7,2 olarak ölçüldü. Can kaybı 3840'tı. 497 kişi yaralandı, birçok kişi evsiz kaldı.

  • 30 Kasım 1983 Erzurum/Kars: 6,8 büyüklüğündeki deprem, büyük hasara ve can kaybına yol açtı. Depremde 1155 kişi öldü, 1142 kişi yaralandı.

  • 13 Mart 1992 Erzincan: Erzincanla birlikte Tunceli'yi de vuran bu deprem, 6,8 büyüklüğündeydi. Depremde 653 kişi yaşamını yitirdi. Yaralı sayısıysa 3850 olarak belirlendi.

  • 1 Kasım 1995 Dinar: 5,9 büyüklüğündeki depremde ölü sayısı 94.

  • 27 Haziran 1998 Ceyhan: 6,3 büyüklüğündeki deprem başta Ceyhan olmak üzere bütün Adana'yı etkiledi. 84 kişinin hayatını yitirdiği depremde 310 kişi yaralandı, yüzlerce ev hasar gördü.

  • DEPREM ÇEŞİTLERİ

    KÖKENLERİNE GÖRE DEPREMLER

    Depremler oluş nedenlerine göre değişik türlerde olabilir. Depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa başka doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle "Tektonik" depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında oluşurlar. Yeryüzünde olan depremlerin %90'ı bu gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler "Volkanik" depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar. Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin meydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler. Japonya ve İtalya'da oluşan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye'de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.
    Bir başka tür depremler de "Çöküntü" depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşluklara tavan bloğunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.

    Odağı deniz dibinde olan derin deniz depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara "Tsunami" (Japonca: limanda koca dalga) denir.Deniz depremleri en çok Japonya’da görülür.


    ŞİDDETLERİNE GÖRE DEPREMLER

    *AÇIKLAMA(Anlatımda kullanılan terimlerin anlamları)
    -A Tipi : Kırsal konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar.
    -B Tipi : Tuğla yapılar, yarım kagir yapılar, kesme taş yapılar, beton biriket ve hafif prefabrike yapılar.
    -C Tipi : Betonarme yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar
    -Siddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pekçok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.
    -Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.
    -Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.
    -Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.
    -Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.
    -Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.
    -Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır.Bunlardan;
    -(a) Bölümünde depremin kişi ve çevre etkileri belirtilmiştir.
    -(b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar etkileri belirtilmiştir.
    -(c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmiştir. *

    TÜRKİYE DEPREM BÖLGELERİ HAKKINDA BİLGİ

    Kuzey Anadolu Deprem Bölgesi Hakkında Bilgi
    Saroz Körfezinden Marmara Denizine oradan İzmit Körfezi, Adapazarı, Düzce, Hendek, Bolu, Çankırı, Amasya, Tokat, Erzincan ve Erzurumdan Van Gölünün kuzeyine kadar uzanan bölge.
    Batı Anadolu Deprem Bölgesi Hakkında Bilgi
    Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz, Bakır ovaları, Güney Marmara ve İç Batı Anadoluyu içerisine alan kuşak.
    Güneydoğu Anadolu Deprem Bölgesi Hakkında Bilgi
    Hatay, ıskenderun, Kahramanmaraş olduğundan Van Gölünün güneyine kadar uzanan hattır.
    Yukarıda belirtilen yerler 1. dereceden deprem tehdidi altında olan yerlerdir.

    TÜRKİYE DEPREM HARİTASI

    TÜRKİYENİN DAĞLARI OVALARI PLATOLARI HARİTASI

    8 Mayıs 2011 Pazar

    TÜRKİYE ORMANLARI

    1) KARADENİZ ORMANLARI:
    Bu bölgede iki farklı orman kuşağı yer almaktadır. Birincisi Karadeniz kıyısı boyunca nemli ve ılıman iklimde yetişen geniş yapraklı orman, ikincisi dağların yükseklerinde nemli ve soğuk iklimde yetişen iğne yapraklı orman görülür. Karadeniz bölgesinde bulunan ormanların en önemli özelliği, ağaç türlerinin fazla olmasıdır. Sebebi iklimin uygunluğudur. D.Karadeniz bölümünde ülkemizdeki bitki türlerinin yarısı görülür. (6 bin çeşit)

    a-Geniş Yapraklı Orman: Batıda yıldız dağlarından başlayarak doğuda Gürcistan sınırına kadar dağların kuzey yamaçlarında 1000m’ye kadar olan bölümde yer alır. Kışın yapraklarını dökerler. Bu orman kuşağında; kayın, kestane, gürgen, ıhlamur, akçaağaç, karaağaç, meşe, kızılağaç ve dişbudak türleri bulunur.Ormanlardaki ağaç türleri bazen tek, bazen toplu şekilde dağılış gösterir. Yıldız dağlarında meşe, kayın, gürgen yaygındır. Batı ve orta Karadeniz kuşağında, kestane, kayın ve gürgen yaygındır. Kayın kerestesi özellikle mobilyacılıkta ve kaplamacılıkta kullanılır.Doğu K. bölümünde ise, kızılağaç ormanları hakimdir. Yamaçlarda ıhlamur, kestane ve kayın ormanları bulunur.

    Bölgedeki kayın ormanlarının altında ağaççık veya çalılarda bulunur. Bu ağaçcıkları, orman gülü, fındık, üvez, kayacık, kızılcık ve şimşir oluşturur. Orman gülü daha çok. Batı ve Doğu Karadeniz bölümlerinde hakimdir.

    Karadeniz bölgesindeki ormanlarda, nadiren anıt ağaçlarda vardır. Örnek: Batı K.’de Yenice kasabasında kalın gövdeli (Istranca meyvesi) bulunur. Ayrıca Porsuk ve Fındık ağaçları da görülür. Bu ağaçları korumak için Yenice çevresi, tabiatı koruma alanı olarak ilan edilmiştir. İstanbul ve çevresinin odun ihtiyacını Çatalca ve Kocaeli platolarındaki ve yıldız dağlarındaki Demirköy meşe ormanları karşılar.

    b-Karışık ormanlar: Orta ve Doğu Karadeniz bölümlerinde kuzey yamaçlarda 1000-1500m arasında görülür. Geniş yapraklı ağaçlardan kayın, iğne yapraklılardan köknar ve sarıcam ağaçları bulunur.

    c-İğne yapraklı ormanlar: Dağların yüksek kesimlerinde 1000-2000 arasında görülür. İkiye ayrılır.

    1)Ordu’nun batısında sarıçam, köknar, ve karaçamlardan oluşanlar.

    2)D.Karadeniz’de Ladinlerin hakim olduğu ormanlar.

    Ayrıca köknar, sarıcam, saf ladin ormanları, Ardanuç ve Şavşat dolaylarında yaygındır.Yazın doğu Karadeniz fazla sisli ve yağışlı olduğundan bitki örtüsü açısından farklı bir ortam oluşturur. Sisli ortamları seven ağaçlar yaygındır.

    K.Anadolu dağlarının güney yamaçlarında orman örtüsünün özelliği değişir. Kaçkar, Ilgaz, Bolu ve Köroğlu dağlarının güney yamaçlarında güneşi seven sarıçam ormanları hakimdir. Bolu, Gerede arasında ve Kastamonu’da karaçam ormanları yaygındır. Alçak olukların tabanlarında Erbaa, Niksar oluğu, Gökırmak ve Devrez vadilerinin güney alt yamaçları Kızılçam ormanlarıyla kaplıdır.

    Not: Karadeniz bölgesi bitki örtüsü açısından en önemli özelliklerinden biride ot toplulukları yönünden zengin olmasıdır.


    2) BATI ANADOLU ORMANLARI:

    Batı Anadolu’da yükselti ve bakının etkisine bağlı olarak ekolojik özellikleri farklı üç orman topluluğu görülür.

    a-Kızılçam ormanları: Kıyı ile 600-800m’ye kadar olan sahada iğne yapraklı ormanlardır.Sıcaklık isteği fazla olup, kuraklığa dayanıklıdır.Kızılçam Akdenizde en iyi yetişen ağaçtır.Ege de kıyıdan 600 800m’ye kadar yetişir.Bu ormanlarımız en fazla Ege de yaygındır. Kızılçam ormanlarının yetiştiği sahalarda makiler yaygındır.Edremit ,Burhaniye –Havran arasında ve güney Marmara kıyılarında geniş zeytinlikler vardır.

    b-Karaçam Ormanları: Yazı,serin ve güneşli, kışı karlı olan ortamlarda yetişir.Bu nedenle; yüksek dağlık alanlarda Dursunbey, Demirci,Uşak, ve Kütahya çevresi, Bozdağlar, Aydın ve menteşe dağlarında karaçam ormanları geniş yer tutar. Kaz dağında da çok geniş sahalar kaplar. (Kozak /Bergama) ve Kaçarlı (Aydın) dolaylarındaki kumlu topraklarda Fıstık çamı ormanları yer alır.

    c-Meşe Ormanları: Dağların alt seviyelerinde ve Batı Anadolu platolarında görülür.

    d-Kayın ormanları:Marmara Bölgesi’nde Samanlı, Uludağ, Domaniç Kapıdağı ve Kazdağı’nın kuzeye bakan yamaçlarında, ayrıca İç Batı And. Şaphane ve Murat Dağının kuzeye bakan yamaçlarında görülür.Sebebi yazın nemli hava olması.Uludağ’da dikey yönde birden fazla orman kuşağı bulunur. Uludağ’ın kuzeyinde altta maki ve kestane, üstte meşe, kayın, köknar ve karaçam bulunurken güneyde, alttan üste doğru, kızılçam, meşe, karaçam ve sarıçam ormanları görülür.


    3- AKDENİZ ORMANLARI

    a) Akdeniz kıyı kuşağı ormanları: Kıyıdan, Toros Dağlarının 1000 m ’ye kadar olan kısmında, kuraklığa dayanıklı Kızılçam Ormanları yaygındır. Kızılçam, yağışlı yerlerde hızlı büyür; o yüzden ülkemizin en hızlı büyüyen ormanıdır. Reçinesi fazla olduğu için kolay yanar. Bu nedenle orman yangınları kızılçam ormanlarında görülür. Köyceğiz gölü çevresinde, gövdesinden yağ çıkarılan ve kozmetik sanayiinde kullanılan Sığla ağacından oluşan ormanlar bulunur. Bunlar sadece Türkiye’de yetişir.

    b)Akdeniz Dağ Kuşağı Ormanları: Kızılçam orman kuşağının üzerinde 2000m’ye kadar çıkar. Bu sahada karaçam, sedir ve köknarlardan oluşun iğne yapraklı ormanlar hakim durumdadır. Akdeniz dağ kuşağında sedir ormanları geniş saha kaplar. Bunlar doğuda, Maraş (Ahır Dağ) başlar batıda Denizli’deki Çal dağına kadar uzanır. Kerestesi çok kıymetlidir. Eskiden sedir ağacından tapınaklar, saraylar yapılmıştır. Bu nedenle bu ormanlar çok tahrip edilmiştir.

    Akdeniz dağ kuşağının diğer bir ormanını Toros köknarı oluşturur. Doğuda Nur Dağları ile Burdur’da (Bucak) arasında bulunur. Bunlar güneş ışığını sevmediğinden kuzey yamaçlarında bulunur.

    Karaçam ormanları: Toros dağlarının yüksek kesimlerinde yaygın durumdadır. Adana’nın kuzeybatısında, Beyşehir gölü çevresinde ve Teke yarımadasında gür karaçam ormanları görülür.Kerestesi değerli olduğundan mobilya, kapı ve pencere yapımında kullanılır.

    Meşe ormanları: Beyşehir ve Eğirdir gölleri çevresi ile Nur dağı ve K.Maraş- Pazarcık arasında çok yaygındır. Sadece ülkemizde görülen Kasnak meşesi, Davras dağında yetişir. Toros dağlarındaki sedir ve karacam ormanlarının olmadığı yerlerde Ardıç toplulukları görülür. Ardıç topluluklarına Taşeli Platosu Göller yöresi Teke yarımadası ve Maraş’ta görülür.

    Nur dağlarının yüksek kısımlarında, İskenderun körfezine ve kuzeye bakan yamaçlarda geniş yapraklı kayın, meşe ve gürgen ormanları görülür. Bu ormanların içinde Karadeniz’e ait, kızılçam, fındık, porsuk, ıhlamur ve akçaağaç bulunur.



    4) DOĞU VE İÇ ANADOLU ORMANLARI:

    Bu bölgelerimizde nispeten kuraklılığa ve soğuğa dayanıklı ağaçlardan oluşan ormanlar yetişir. Bu ormanlar, gür değil, seyrektir. Bu bölgelerdeki belli başlı ormanlar meşe, karaçam, ve ardıçlardan oluşur. İç ve Doğu Anadolu’da meşe ormanları hakimdir.

    Doğu Anadolu’da: Gür meşe ormanları Tunceli, Pötürge, Bingöl dolaylarında ve G.Doğu Toroslarda yaygındır. Bu ormanların büyük bölümü, yakacak odun sağlamak amacıyla kesilmektedir. Bu yüzden meşe ormanları sürekli tahrip edilmektedir.

    İç Anadolu’da: Dağların 1000-2000m’ler arasında özellikle Torosların kuzey yamaçları ile K. Anadolu Dağlarının güney yamaçlarında meşe ormanları görülür. Bu dağların üst yamaçlarında karaçam, eteklere doğru ise karaçam ve meşe’den oluşan karışık orman bulunur. Kuzeyde Akdağ madeni, Erzincan-Refahiye arasındaki dağlarda Sarıçam ormanları yer alır.

    Güneydoğu Toroslarda; Antep Platosu, Mardin( Mazıdağı) ve Karacadağ dolaylarında meşe ormanları yaygındır.

    Güneydoğu Anadolu Bölgesi Ormanları: Kilis-Gaziantep arasında kızılcam, yabani fıstık ve bunların aşılanmasıyla yetiştirilen Antepfıstığı yer alır. Kilis dolaylarında Zeytin ,Siirt dağlarında Kızılçam toplulukları vardır.

    TÜRKİYE ORMAN HARİTASI

    PERİ BACALARININ OLUŞUMU

    Vadi yamaçlarından inen sel suşarının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla "Peribacası" adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır.
    Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üsy kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır.. Bu durum, peri bacalarının oluşumunda, rüzgar etkisinden çok yagmur sularının yüzeydeki akışının daha önemli oldugunu ortaya koymaktadır. Yağmur sularının bu denli etkili ve güçlü yüzey akıntısı olarak gelismesine ise en önemli etken bitki örtüsünün azlıgı ve tüflerin geçirimsiz olmasıdır.
    Daha çok Paşabağı civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Ayrıca şapka kaya, zayıf tüfün erozyonunu geciktirerek peri bacalarının yüksekligini kontrol eder.
    Peri bacalarının çapları ise 1 m ile 15 m arasında değişmektedir. Çatlak aralığının 1 m'den küçük olması veya 15 m'den büyük olması durumunda ise peri bacası gelişimi gözlenmemektedir.
    Kapadokya Bölgesi'nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Avanos - Uçhisar - Ürgüp üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.

    PERİ BACALARI

    PLATOLARIN EKONOMİYE ETKİSİ

    Platoların Ekonomiye Etkileri


    Platoların bir bölümü, geçici yerleşme yerleri olan yayla olarak değerlendirilir. Buralarda hayvancılığa dayalı ekonomik faaliyet sürdürülür.
    Alçak platolarda tarım yapılır. Kuru tarım yöntemiyle tahıllar yetiştirilir.
    Yerleşim alam için çok elverişli yerler değildir. Bu nedenle tenha yerlerdir.
    Ulaşım için engelleyici bir özellik taşımazlar.
    Yüzey suları ve toprak örtüsü bakımından fakir yerlerdir.
    Sınırlı olarak bağcılık, meyvecilik yapılır.
    Yüksek olduklarından kışların genellikle soğuk ve uzun geçtiği yerlerdir.

    PLATOLARIN TÜRKİYEDEKİ COĞRAFİ DAĞILIŞI

    Kuzey Anadolu Platoları:



    Oldukça engebeli olan Kuzey Anadolu `da plato düzlükleri fazla değildir. En önemlileri Batı Kara denizde Safran bolu ve İstanbul boğazının iki yanında yer alan Çatalca-Kocaeli Platolarıdır. Çatalca-Kocaeli platosu, aşındırılarak peneplen hale gelmiş yüzeylerin yükseltisiyle oluşmuştur. Ancak bu yükselme 200-400 m değerleri arasında kaldığından alçak platolara girmektedir. Üzerinde alçak tepelikler mevcuttur. Çatalca sırtları ile Çamlıca tepeleri gibi. Bu plato trakya`da da devam eder.

    Batı Karadeniz de yer alan Safranbolu platosu ortalama 500 m yükseltiye sahip peneplen ve alçak platolardandır. Yenice (Filyos) ve kolları Devrek , Araç, Soğanlı ırmaklarıyla parçalanmış olan bu plato kalkerli yapıda olup voklüz kayalıklara sahiptir. Bu kaynaklar sayesinde platodaki vadilerde ileri tarım söz konusudur.

    Peneplen platolarının diğer platolardan farkı bunların aşınım yüzeylerinden meydana gelmiş olmalarıdır. Peneplen platoları çoğu kez eski kütleler olduklarından , yüzeyce eski kütlelere ait kayalar yer almakta ve bu eski kütleler içinde altın, gümüş, platin, nikel, krom, çinko, pirit, volfram gibi maden cevherlerine rastlana bilmektedir. Üstelik bu madenler yüzeyde yada yüzeye çok yakın oldukları için kolayca işletile bilmektedirler. Peneplen platoları için diğer bir özellik pınar ve kaynakların bu sahalarda yoğunlaşması ve kaliteli içme sularının özellikle bu sahalarda bulunmasıdır.



    Güney Anadolu (Akdeniz) Platoları:



    Güney Anadolu`nun en önemli platosu Taşeli platosudur. Toros Dağlarının orta bölümünde yer alan bu plato, karstik etkilerle oluşmuştur. Yüksekliği 2000m yi bulan Taşeli Platosu kalkerli kayalardan oluştuğu için yüzeyinde çok sayıda erime çukurları bulunur. Bu platoda yüzeyde su bulmak güçtür, çünkü yağmur suları kalkerlerin çatlaklarından kırmızı renkli killi topraklar (Terra Rossa) birikmiştir. Bu özelliğe taş çöllerini anımsattığından Taşeli platosu denmiştir. Plato, Ermenek ve Göksu ırmaklarıyla parçalanmıştır.

    Taşeli Platosunda sürekli yerleşmeler yoktur: Taşeli platosunun belirtilen özelliklerine göre değerlendirilmesi yapıldığında bu platoda neden yerleşmenin olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar. Plato kırsal yaşam bakımından daimi yerleşme sınırları dışında kalmaktadır. Kır yerleşmeleri su kaynaklarına bağlı olarak kenar yamaçlarda yer almıştır. Bu alanda temel uğraş hayvancılıktır. Kışı köylerde geçiren insanlar ilk baharda plato üzerinde karların erimeye ve otsu örtüsünün gelişmeye başladığı tarihte platoya tırmanırlar. Platoya ulaşan sürüler daha çok dolinlerin tabanında gelişmiş ot ve dikenlerle beslenirler. Bu kısıtlı olanaklara karşılık en büyük güçlük hayvanların su gereksiniminin sağlanmasıdır. Yer yer sulu çukurlar ve ilkel sarnıçlar bu problemi kısmen çözümler. Ancak su azlığı , ot örtüsünün yetersizliği arazinin engebeliliği, kaya yüzeylerinin lapyalar yüzünden çok pürüzlü olması gibi nedenlerle plato üzerinde keçiden başka hayvan yetiştirmek mümkün olmaz.

    Plato son bahara dek süren yayvancılık bu mevsimde sislerin ve soğukların bastırması ile sona erer, plato adeta kış uykusuna çekilir.

    Teke platosu da karstik oluşumlu diğer platodur. Nüfuslanma az ve tarım geridir. Üzerinde çok sayıda erime çukuru bulunur.



    Batı Anadolu Platoları:



    Hafif dalgalı düzlükler ve tepelikler halinde Saroz körfezi çevresinde, Çanakkale – Balıkesir arasında ve İç Batı Anadolu da yer alırlar.güneyde menteşe eski kütlesi peneplen plato örneği oluşturur. İç Menteşe platosu, Büyük Menderes ve kollarıyla parçalanmış, kimi yerinde vadiler genişleyerek ovaları oluşturmuş (Tavsa,Yatağan,Çine,Bozdoğan) kimi yerinde daralıp dikleşir. Yüzeyi verimsiz toprakla örtülüdür. Su potansiyeli zayıf olduğundan tarım geridir. Son yıllarda seracılık ön plana çıkmıştır. Bu gelişme her şeyden evvel platoyu terk etmeye hazırlanan kır nüfüsunu yeniden toprağa bağlaya bilmiştir.

    İç batı Anadolu da Kula platosu volkanik oluşumludur. Yüzeyinde ilginç volkanik şekiller yer almaktadır.



    İç Anadolu Platoları:



    Burada, hafif yarılmış aşınım platoları olan Yukarı Sakarya, Haymana, Cihanbeyli, Obruk ve Bozok platolarıyla, volkanik yapılı Niğde-Kayseri platoları ve bir peneplen plato olan Uzun yayla vardır.

    Yukarı Sakarya platosu ortalama 800m yükseklikte olup Sakarya `nın kollarıyla yarılmıştır. Toprakları verimli, su kaynağı bol olduğu için ileri tarım sahasıdır.

    Haymana-Cihanbeyli, 1000-1200m yüksekliğe sahip masa görünüşlü bir platodur. Kuvvetli akarsu olmadığı için fazla parçalanmamıştır. Kuru tarım yaygındır. Burası aynı zamanda tiftik keçisinin vatanıdır.

    Obruk platosu tuz gölünün güneyinde yer alır. Güneyde Karaca dağ, Hasan ve Melendiz volkanlarına yaslanır. Fazla parçalı değildir. Platonun güneyinde Konya ovası yer alır.

    Bozok platosu Kırşehir eski kütlesinde yer alır. Kızılırmak ve yeşilırmak`ın kollarıyla parçalanmıştır.

    Niğde-Kayseri platosunda yüzeye yayılan tüf, lav ve bunların ayrışmasıyla oluşan maddeler, verimli toprakların yer almasına neden olmuştur. Özellikle volkanik dağlardan doğan dere ve çayların getirmiş olduğu topraklar alçak ve çukur alanlarda birikerek kalın alüvyon tabakaları oluşmuşlarıdır. Bu durum tarımsal potansiyeli artırmıştır. Bu plato Toros dağlarının gediklerinden gelen nemli hava kütleleri sayesinde çevreye göre çok yağış alabilmektedir Dağ üzerinde biriken karlar, bölümün su gereksinimini sağlayan depo durumundadır. Dağların eteklerinde ortaya çıkan çok sayıda su kaynağı, su potansiyelini daha da artırarak sulu tarıma elverişli bir zemin hazırlar.

    Platoda Jeotermal kaynakların varlığı da tespit edilmiş ancak henüz yararlanmaya geçilmemiştir. Bunların yanı sıra özellikle Nevşehir ve Ürgüp yörelerinde lav ve tüflerin zemine yayılarak erozyona maruz kalmalarıyla peri bacaları oluşmuştur. Bu şekiller turizm açısından değerli olduğu gibi yöre halkına barınak ya da yiyecek deposu olarak yarar sağlar.

    Bu platoda vadi içi ovalarında tarım önem kazanmıştır. Tahıl (buğday, Çavdar...) baklagil, şekerpancarı, patates, soğan gibi kültür bitkileri ilk sırada yer alır, elma yetiştiriciliği ve bağ kültürleri ise meyvecilik açısından ileri bir tarımsal etkinlik olarak dikkat çeker. Bu bölümdeki bağlar Ürgüp ve Niğde`yi Türkiye çapında şarapçılık merkezi durumuna getirmişlerdir.

    Niğde - Kayseri platosu volkanik oluşumludur. Uzun yayla bir peneplen platodur ancak oldukça yüksektir.



    Doğu Anadolu Platoları:



    Genellikle volkanik yapılıdırlar. En yüksek plato Erzurum-Kars platosudur. 2000m ye yakın yükseltiye sahiptir. Türkiye” nin en önemli otlak sahasıdır. Diğer volkanik plato Murat platosudur. Murat ve kolları ile parçalanmıştır. Platoda Tunceli ve bir volkanik dağ olan Bingöl dağı yükselir.



    Güneydoğu Anadolu Platoları:



    Türkiye” nin İç Anadolu”dan sonra, diğer büyük plato sahası Güneydoğuda yer alır.Gaziantep platosundan başlayan platolar serisi Mardin ”e kadar uzanır. Ancak bu plato kuşağı içinde yer alan volkanik engebeler platoyu kesintiye uğratır. Bu nedenle platolar birbirinden ayrı parçalar halinde bulunurlar. Bunların içinde en karakteristik olanı Urfa-Suruç-Hilvan-Siverek- Viranşehir ve Ceylan pınar ; içine alan kısımdır. Urfa-Viranşehir-Hilvan Platosu diye adlandırılan bu plato Fırat ve kolları tarafından hafif yarılmış aşınım platosudur. Platonun yüzey şekilleri Kuzey-Güney yönlü değişir. Güneyde hafif dalgalı ava görünümünde iken kuzeye çıkıldıkça dik yamaçlar halinde devam eder. Bu yamaçlar arasında büyük düzlüklere de rastlanabilir. Kalkerden oluşan plato yüzeyi üzerinde toprak örtüsü geniş ölçüde yitirilmiş olup zemine ince bir toprak tabakası ile taş ve çakıllar hakimdir. Plato yüzeyi üzerinde toprak ve su azlığı nedeniyle bitki örtüsü son derece fakirdir. Buralarda tek bir köye bile çoğu kez rastlanmaz. Geniş plato yüzeyi nacak ilk baharda sürücülere mera hizmeti görebilir. Alanın en büyük sorunu su teminidir. GAP ile devlet bu sorunu çözümleyerek yöreyi ekonomiye kazandırılmaya çalışılmaktadır. Gaziantep platosu batıdan gelen nemli hava kütlelerine açıktır. Fırat`ı hafifçe parçaladığı bu sahada yer alan ova “verimli hilal” olarak anılmaktadır. Doğal bitki örtüsü ve tarım ürünleri çeşitlilik gösteren coğrafi potansiyeli yüksek bir sahadır.